|
Haber Türk Televizyonu’nda Balçiçek Pamir, Prof. Dr. Toktamış Ateş, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Şükran Soner, Zaman Gazetesi Yazarı Mümtazer Türköne ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ı “Karşıt Görüş” programına konuk etti. Katılımcılar, Dörtyol ve İnegöl’de cereyan eden olayları ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına yönelik toplu tutuklama ve yakalama kararlarını tartıştılar. Haberiniz.com/Özel - Toktamış Ateş, Üzücü ve endişe verici olayların etnik bölünmeye sebebiyet vereceğini düşünmediğini, daha önce sosyal zemini olan Alevi – Sünni ayrışmasının denendiğini ve başarılı olamadığını söyledi. Ateş, olayların altında Kürt - Türk ayrımı değil, fukaralık yattığını, İnegöl’deki çatışmanın etnik çatışma olmadığını, ayrışmanın mümkün olamayacağını, OHAL uygulanan 14 ildeki Kürt nüfusundan fazla Kürt nüfusunun İstanbul’un varoşlarında yaşadığını, endişe edilmemesi gerektiğini söyledi. Mümtazer Türköne, çatışmaların etnik çatışmalar olmadığını, olayların cereyan ettiği iki beldede de yerli nüfusun yok denecek kadar az olduğunu, çatışma nedeninin ekonomik rekabet olduğunu söyleyerek daha ucuz ücretle daha ağır işlerde çalışan Kürtlerin iş hayatında rekabet yarattığını söyledi. Türköne, Dörtyol’da PKK’nın dört polis memurunu öldürürken bu olayların çıkacağını hesap ederek hareket ettiğini, olaylar üzerine Diyarbakır’da kitlesel direniş çağrısı yaptığını anlatarak olaylara karışanların PKK’nın tuzağına düştüğünü söyledi. İnegöl ile Dörtyol’da çıkan iki olayın birbiriyle ilişkisi olmadığını, Bahçeli’nin “Haklı infial” sözünün tehlikeli olduğunu, infialin haklı olamayacağını ve Türkiye’de etnik çatışma olamayacağını, Dörtyol’daki olayların mutlaka provokatörler tarafından çıkarıldığını söyledi. Toktamış Ateş, on sene önce Çetinkaya Mağazası’na bomba atıldığı ve içeride 16 kişinin yandığını, o günlerde bir Kürt kızı ile Karadenizli bir gencin evlendiğini, düğünde önceleri bir birine karşı işkilli duran iki tarafın zaman içinde kaynaştığını, Türkiye’de ayrımcılığın başarılı olamayacağını anlattı. Şükran Soner, Türkiye’de toplum refleksinin birlikte yaşamaktan yana olduğunu, sağlam bir toplum yapısı olduğunu, açılan yaraların son zamanlarda onarılmadığını anlatarak 80’li yıllardaki hızlı göçün şehirlerde varoşlar oluşturduğunu, buralarda etnik kaynaşma olamadığını ve etnik çatışmanın hafife alınamayacağını söyledi. Soner, TV programlarında tartışmalardaki çok sesliliğin ayrışmayı hızlandırdığını, Türkiye’de yeniden bir çatışma ortamı yaratıldığını ifade etti. Siyasetçi ve aydınların özenli davranmadığını, özgürleşme adı altında ayrışmanın körüklendiğini anlattı. Ümit Özdağ, Türkiye’de sosyolojik açıdan tek halk olduğunu, Açık Toplum Enstitüsü’nün yaptırdığı araştırmaya göre Türkiye ahalisinin % 86’sının Türk Kültürünü benimsediğini, bu durumun Türkiye’nin Balkanlaşmasını önlediğini söyleyerek dışarıdan sokulan “etnik fitne”nin halkı tahrik ettiğini anlattı. Özdağ, PKK’nın Doğu’da mağduriyet dolayısıyla mazuriyet rolü oynamasının Batı’da “Türk Sorunu” olarak tepki verdiğini ifade etti. Özdağ, iki olay arasında bağlantı olmadığını, İnegöl’deki olayı AKP’nin önce istismar ettiğini, sonra da gereksiz küçümsediğini anlattı. İnegöl’de mafya hâkimiyeti kavgası olduğunu, Dörtyol’da polislere saldıran PKK’nın olacakları bildiğini, sosyal psikolojinin dikkate alınması gerektiğini, açılımın “daha ne istiyorlar?” sorusunu getirdiğini anlattı. Şükran Soner, Mümtazer Türköne aralarında “Kanlı Pazar” ve o dönemi tartıştılar. Toktamış Ateş, Türkiye’ye empoze edilmeye çalışılan bir yeni düzen olduğunu, bu yeni düzende alt kimliklerin ön plana çıkarıldığını ve yeni demokrasi anlayışının çok tehlikeli olduğunu anlattı. Ümit Özdağ, hukuki süreçle ilgili konuşmaktan hoşlanmamakla beraber bu kararların YAŞ’ı etkilemek için alındığı söylentisinin yaygın oluşunun hükümeti ve yargıçları zan altında bıraktığını, ortada savaşan bir ordu olduğunu, bu savaşın devam edeceğinin göründüğünü ama en öndeki komutanlarının yakalanma kararı, gözaltına alınması olduğunu bunun politik açıdan çok yanlış olduğunu, ordunun moralini negatif etkilediğini anlattı. Tür4k Silahlı Kuvvetleri’ne karşı çok boyutlu bir psikolojik savaş olduğunu, Silahlı Kuvvetlerin başarısız olduğunun yoğun bir şekilde yazılıp söylendiğini, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teröre karşı zafer kazanan nadir ordulardan olduğunu anlattı. Aylardan beri devam eden menfi propagandanın bugünkü tutuklamaları getirdiğini, 17 bin faili meçhul propagandası yapıldığı ve bu rakamın çok afakî olduğunu ifade etti. Özdağ, “Binlerce faili meçhul” sözünün çok rahat kullanıldığını, bunun bir psikolojik savaş unsuru olduğunu, binlerce faili meçhul varsa Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığının lağvedilmesi gerektiğini söyledi. 26 yıldır devam eden düşük yoğunluklu savaş olduğunu belirten Özdağ, 600 ile 800 civarında faili meçhul olabileceğini, bunun bile yüksek bir rakam olduğunu ama faillerinin bulunması gerektiğini söyleyerek düşük yoğunluklu savaşta iki ordunun çatışmadığını ifade etti. Mao’nun uzun süreli halk savaşı ve Vietkong modelini almış olan PKK’ya karşı 1999’da zafer kazanıldığını, dünyadaki düşük yoğunluk çatışma koşullarını Türk Ordusunun tersine çevirdiğini 29639 terörist kaybına karşı güvenlik güçlerinin (polis, asker, korucu) 5836 kayıp verdiğini, terörün bitebileceği ama “kolay çözüm” ün yalan olduğunu anlattı. Özdağ, terör örgütünün amacının demokrasi olmadığı toprak ve bağımsız devlet talebi olduğunu söyleyerek aslında çok büyük bir holding olan PKK’nın Avrupa’da uyuşturucu, kadın, insan kaçakçılığı gibi işleri organize ettiği ve milyarlarca dolar ve avroya hükmettiğini anlattı.
|