Dokunulmazlık sözü mü verildi?
share
GÜNCEL.
Perşembe, 29 Temmuz 2010 12:23

Yargı bağımsızsa Başbuğ neden Başbakan’a gitti?

 

 

Ruhat Mengi yazıyor

Darbe Plânı iddiaları önce (şimdilerde sesi çıkmayan) Haham lâkaplı Tuncay Güney’in açıklamaları, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in anıları ile başlatılmış, imzasız ihbar mektupları ve gizli tanık ifadeleriyle sürdürülmüştü.

Ve Türkiye yıllardır, son bir yıldır da yoğun şekilde darbeyle yattı, darbeyle kalktı. Arınç’a suikast iddiası, Karargâh’ta kozmik odaların aranması, durdurulan askerî araçlar... Her gün yeni bir iddianın arkası kesilmedi.

Kafalar o kadar karıştırıldı ki bu darbe plânı 2003’te mi yapılmıştı, 2007’de mi, yoksa 70 muvazzaf askere, kilit görevlerdeki, terör mücadelesindeki komutanlara yakalama kararı çıkarıldığına göre bugün de mi darbe hazırlıkları sürmektedir anlayana aşk olsun. (Ama birileri her nasılsa kendileri yazmış gibi, olayların sıralamasını, detaylarını şıpın işi anlayıveriyorlar o başka...)

Son olarak çok sayıda görevi başındaki askere yakalama emri çıktığına göre demek ki bağımsız (!) yargı net olarak yeni bulgulara ulaşmış. O zaman herhalde olayı da aylarca, yıllarca bekletmeden, insanların ömrünü hapishane köşelerinde tüketip çoluğunun çocuğunun mağduriyetini uzatmadan bugünlere uzandığı iddia edilen darbe hazırlıklarını ortaya çıkarır. Bunu hem her biri darbe suçlusu gibi muamele gören, tahkir edilen sanıklara, hem de yıllardır darbe işkencesi çeken millete borçludur.

SÖZ MÜ VERİLDİ?

Burada dikkat çeken önemli noktalar var;

Öncelikle aylardır devamlı hatırlatılmasına rağmen ve şimdi Kılıçdaroğlu’nun açık açık:

“Erdoğan ve Büyükanıt çıkar işbirliği yaptı” suçlamasına rağmen hâlâ 27 Nisan muhtırası ve Yaşar Büyükanıt’la ilgili hiçbir gelişmenin görülmemesi. Bu doğal olarak “Ona dokunulmayacağı konusunda söz mü verildi? Acaba ‘tek başıma karar verip yazdım’ dediği muhtıranın seçimde yaratacağı etkiyi bilerek mi yaptı” şüphesini pekiştiriyor.

Son derece gereksiz bir anda, millet Cumhuriyet mitingleri ile doğal tepkisini ortaya koymuşken, bu mitingleri bile “orduyla bağlantısı varmış gibi” gösteren (böylece demokrasiye çok yönlü zarar veren) ve bütün toplumu şoka uğratan bu ‘e-muhtıra’nın sebebi neydi?

HALK ÖĞRENMELİ?

Dolmabahçe’de baş başa görüşme yapıldığına göre bu neden biliniyor olmalı ve kesinlikle bu bilgi “mezara kadar” bekletilmemeli. Milletin bu kadar darbe sıkıntısı çekerken ‘27 Nisan’ı öğrenmeye hakkı vardır.

Mesele, sadece “Pes”, “Ölüler bile güler” gibi cevaplarla geçiştirilecek gibi değil...

Diğer tarafta; bu kadar çok sayıda muvazzaf asker için “darbe hazırlığı nedeniyle” yakalama emri çıkmışsa, aynen 2003’te Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök’ün dönemindeki iddialarla sorumluluğu olmamasının kabul edilemeyeceği gibi, İlker Başbuğ da emrindeki komutanlar, generallerle birlikte suçlanıyor demektir.

İş bu noktaya vardırılmışken ve AKP yöneticileri “Bizim ilgimiz yok yargının kararı” derken İlker Başbuğ’un muvazzaflar için çıkarılan yakalama kararlarını neden Başbakan Erdoğan’la konuştuğu da önemli bir soru işaretidir. Madem ki AKP “yargının kararı” olduğunu ve yargının bağımsız olduğunu -bu olayda- kabul etmekte ve söylemektedir, o zaman “Başbakan yargıya ne diyebilir ki” sorusu sorulmayacak mı?

Org. İlker Başbuğ, toplumun kendisine ve TSK’ya güveninin sarsılmamasını istiyorsa Başbakan Erdoğan’la 25 Temmuz’da yaptığı görüşmeyi millete açıklamak zorundadır.

Hiç değilse kendini bir yanda hakkında yakalama emri çıkarılmışken diğer yanda “Amanos Dağları’nı temizleme” talimatıyla karşılaşan komutanlarının ve bu moral bozukluğu içindeki ordunun duygularını düşünerek bunu yapmalıdır!  (gazetevatan.com)

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

LAST_UPDATED2